Nermin Kura

Kâhinin Ufukları

09.05.2024 - 08.06.2024

Galeri Nev

Kahinin Ufukları

Sanatçı Nermin Kura’nın seramik heykelleri, kap olanlar da olmayanlar da, bitkisel yaşamın barındırdığı ihtimallere odaklanarak onun organik formlara verdiği değeri sergiler. Bu kutsal ve yaşamsal enerjinin hassas bir algılayıcısı ve çevirmeni olan Kura, o dünyada bedenlenmiş olana sessiz bir sorumlulukla yaklaşır. Dokusuyla veya efsanesiyle, bu dizginsiz, görünmez coşkuyu ortaya koymaya çalışır; bu amaçla elle tutulur olmayanı dokunulur bir canlılığa evirir.

Kura, kullandığı kille ileri düzeyde bir biçimleme dili geliştirmiştir. Bedenin alışkanlıklarından yola çıkar, çünkü ona göre bitkilerin karmaşık hayat zekası ile bedenlerimizinki aynı tınıdadır. Sanatçının elleri bu ilişkiler dünyasının üzerindedir. Yaptıkları düşünceye dayalı şeyler değildir; aksine önsezisiyle ilerler. Elleriyle yavaş yavaş şekillendirirken, içerde gizli kalmış olanı apaçık anlaşılır olana dönüşütüren bir aracıdır kendisi. Keşfettiği şey, saklı olan, sabırlı bir şekilde, halka halka dışarıya çıkar. Latinc creare kelimesinden türemiş olan “yaratmak”, üretmek anlamına gelir. Sonuç, devinimsel sadakatle boyutlandırılıp yaratılmış bir canlıdır.

Bu üretken ve biçimsel sürece aynı zamanda bir sanat tarihçisi ve maddi kültür öğrencisi olarak edindiği bilgiyi de ekler Kura. Onlarca yıl boyunca İslami bitki motiflerinin karmaşık, dekoratif ve simgesel dilini, bilimsel bitki çizimlerini, 15. yüzyıl ressamı Hieronymus Bosch’un gerçeküstü eserlerini, Edward Weston’un fotoğraflarını ve günümüz seramik sanatçıları Alev Ebüzziya Siesbye ile Magdalena Odundo’nun eserlerini incelemiştir. Ancak, kendini bu eserlerle sınırlandırarak ifade etmek istemez. Araştırmaları hem biçimseldir hem de keşiflerden oluşur, yapıtları eski ve tanıdık, miras alınmış ve sezgisel olan bilgisinden doğar. Sanatçının gösterişli formlarının katları arasında yakalanan ona özgü düşünceler, onu Anadolu geçmişiyle; Osmanlı sanatında görülen çiçek ve mimari formlarla ve öteki kaynaklarla kurduğu ilişkilere bağlar. Hem kendi çalışmalarının hem de kendi anladığı şekliyle gözlemlerinin tüm özelliklerini korumaya çalışır. Maddeyi dönüştürme ve içgörüsüne ulaşma çabasını tanımlayan şey, cismani bilgiyle sanat tarihi araştırmaları arasında süregelen samimi bir görüş alışverişidir.

 

Çiçeklenme

Yapım süreci çizimle başlasa da anlamı, malzemelerle sürdürdüğü dansta bulur. Öncelikle oluş aşamalarında ortaya çıkanlara hem duyarlı hem de tepkisel yaklaşan bir edimdir bu. Dört küçük çanak olarak başlayan şey, onu götürdüğü yeri fark ettiği an beklenmedik bir form kazanabilir. Bir bakıma, formun çizgilerini izleyerek, büküm noktalarına bakarak içerideki gerilimi serbest bırakıyordur sanatçı. Eserlerin kavisli hatları ve hareketleri, dokunuş ve dönüşümlerden doğmaktadır. Duvarlar yükseklik kazandıkça, yapıtlar küçük dalgalar, bir damla gözyaşı, stilize edilmiş bir oyuk veya gücü azalmış bir kudret şeklinde ortaya çıkabilir. Dans aslında açıyla, doğru kavisle ve formu sarmaya başlayan uzayla ilgilidir. Bu içsel törenden doğan eserler, istedikleri yere gidebilirler. En sonunda, sabit duruşlarını alırlar, ancak yine de elle tutulur ve hayli hareketlidirler.

Bir kozaya veya açılmaya hazır bir tohuma benzeyen Kura’nın kaideler üzerine yerleştirilmiş yapıtları, asla tam olarak ortaya çıkmayan sırlar gibidir. Bizden bu yapıtlara bakmamızı, onları içlerindeki derin gizemi açık eden delikler olarak kabul etmemizi ister sanatçı. Bu eylemli düşünceye davet edilmişken kapların barındırdığı ağır duygularda ve yaşamın sınırlarında kolayca kaybolabiliriz.

Kura’nın seramik yapıtlarının yoğunluğu ve çeşitliliği ile sırlı yüzeyleri arasındaki ilişki önemlidir. Sırrın bir deriye dönüşmesi ve eserin ruh halini yakalaması zaman alır. Her iş sırlanmıştır. Her biri olmuş görünmelidir. Çoğu zaman eserle sırrın eşleşme süreci uzun süren denemeler ve düzeltmeler gerektirir; bu yolda birçok eser ıskartaya çıkar. İnci parlaklığından kadim metal bilgisini taklit eden siyahın parıltısına, bütün bu sırlı yüzeyler bizi bir yandan unutmuş olabileceklerimize bir yandan da olabilecek olanlara — beklenmedik bir Eros soyuna — taşımak için tasarlanmıştır.

Kura, bir sanat tarihçisi olarak zaman üzerine düşünürken özellikle doğanın süreçlerinden gelen nitelikleri de barındıran birçok bilgiyi bir araya getirir. Bir stüdyo ziyareti sırasında bana Sümer Bahar Şöleni’ne dair bir hikaye anlatmıştı. Antik Sümer’de (güney Mezopotamya’da bilinen en eski medeniyet) her ilkbahar, yaşamın çoğalmasını ve topraktan gelen bereketin sürekliliğini kutsayan bir doğurganlık ayini düzenlenirmiş. Bu kutsal tören aslında çiçeklenme sürecini onurlandıran bir yenilenme şöleni olarak yapılırmış.

Böylesi bir yenilenme ateşini canlı tutmak, Kura’nın çalışmalarında sessizce ifade bulur. Eserleri arasında mekanı tutan ve koruyan birden fazla koruyucu kudret bulmamız hiç de şaşırtcı değil. Neden peki? Derin, bedensel, topraktan gelen bilgidir o. Bu eserler, artık kutsal olandan ve topraktan ayrı yaşamanın mümkün olmadığına dair bir farkındalığın işaretleridir. Kura, özgün bir söyleme kendisini adamıştır. Bu işin gerekliliği, temel olan canlı bir arzunun devamlığını korumakta yatar. Formda tutulu olan şey tam manasıyla kalıcıdır—neredeyse arkaik bir geçicilikte bulunan bir devamlılık, tıpkı hayatın tohumlanması için yapılan kadim törenlerdeki gibi.

Kura’nın simgeli eserleri bize, “Doğanın çifte doğasının tam kalbini - yani birbiriyle çatışan yaratma ve yok etme enerjilerini, karmaşık formlara doğru yükselmeyi ve onlardan uzaklaşmayı gösteriyor… Sanatın kusursuzluğunu ve doğanın körlemesine akışını. Burada hem aşkınlık hem de gereklilik var. Peki, hayatın anlamı bu tek bir çiçekte olabilir mi?” [1]

Bu seramik sergisiyle yavaşlamaya, bunu yaparak unuttuğumuz şeye geri dönmeye, doğayla karşılıklılık ilişkisi şeklinde ifade edilen ve yaşamın nabzıyla kurulan kutsal ilişkiyi yenilemeye teşvik ediliyoruz.

 

Açık Ufuklar

Bireşimi tamamlanmadığı halde nasıl olur da bir şey bize kendisini doğruca sunabilir? Ona dair edindiğim hiçbir görüş veya algı onu tüketemez, ufuklar sonsuza dek açık kalırken kendi varlığını gerçekleştirmekle uğraşan bir birey olarak, dünya deneyimini nasıl kazanabilirim? … Bu nedenle, bir nesnenin ve aynı zamanda dünyanın kendini bize açıkve parlak bir gelecek algısı olarak sunması çok önemlidir.”  [2]

Ve işte Kura’nın kâhin ve şiirsel bir aktarıcı olarak rolü buradadır. İşlerinin tümünde, belki de en belirgin olarak duvar kompozisyonları dizisinde, bizi yeni farkındalık  ufukları açmaya davet ediyor. Belirsiz bir uzayda süzülen bu yuvarlak formların paradoksal bir şekilde hem sınırları var hem de genişliyorlar. Biz ayın döngüleri, jeolojik çalkantılar veya gökyüzünün sonsuzluğuna teslimiyet gibi uzay ve zamanın evrelerinde değişip duran bağlantıları düşünürken her şey çesitleniyor. Görüntülerin akışına kapıldığımızda bütün bir cevaplar tarlasına davet ediliyoruz. Kura, bizi anlam ile gizemin, iç ile dışın birbirinden ayrılmaz olduğu genişlemiş bilinç anlarına çağırmada özellikle usta. Her eser bizi kim olduğumuza uyandıran, evrensel bilgiye [3] ulaşmamızı sağlayan bir basamak taşı.

 

Anne West, PhD

Rhode Island Tasarım Okulu
Providence, Rhode Island

 

[1] Michael Pollan. The Botany of Desire: A Plants-Eye View of the World. New York: Random House, 110.

[2]  Merleau-Ponty, Maurice. Phenomenology of Perception (Paris: Gallimard, 1945), s. 381-383, Umberto Eco, The Open Work, çev. Anna Cancogni, (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1989) içinde, s. 17.

[3] Silent Lotus (Suskun Nilüfer), eposta yazışması, 2 Şubat 2024